Kaan Levendoğlu

Hayattaki değer yargılarına karşı oldukça tutkulu, doğa aşığı, amatör sporlar ile uğraşmaktan bolca keyif alan, yazmayı seven, Jr. bilgisayar programcısı.
Kaan Levendoğlu

Festivalin "Zeytinli'si"

Festivalin "Zeytinli'si"

Yazın en sıcak aylarında ofis ortamında çalışanlar bilirler, içiniz kıpır kıpır tatil hayali kurarsınız. Acaba beş yıldızlı bir otelde dinlenmek mi, yoksa zorlu parkurlarda macera yürüyüşüne çıkmak mı sizin için iyi bir alternatif olabilir; bir yandan da yapmanız gereken birçok iş vardır, ancak gezmenin, görmenin, eğlenmenin ve yeni şeyler deneyimleyecek olmanın getirdiği heyecan işinizi yaparken size itici bir kuvvet oluşturur, aklınızda bir an önce o düşlediğiniz anlara kavuşmak vardır. 


Tam da böyle bir günde kendimize nasıl bir aktivite yapsak sorusunu sorarken keşfetmiştik Zeytinli Rock Festivali’ni. En son dört yıl önce yapılmıştı, Balıkesir’in Edremit ilçesinde, uçsuz bucaksız Dalyan Plajı’nda, denize sıfır bir sahne kuruluyordu. Kimler yoktu ki! Her bir sanatçının konserine ayrı ayrı gidecek olsak, yaklaşık bir ayda tamamlayabileceğimiz bir konser serisi bize yalnızca üç günde sunuluyordu. 


Ulaşım için Ankara’dan festivale özel olarak ayarlanan otobüsü seçmiştik. Daha festival başlamadan bizimle aynı heyecanı duyan, sahne alacak isimlerin adı geçtikçe gözleri parıldayan yeni insanlar ile tanışıyorduk. Aramızda dört yıl önceki festivale katılmış olan arkadaşlar da vardı. Onlar geçmiş tecrübelerini anlatırlarken “hadi ya, Duman gece 4’e kadar mı söylüyormuş!” gibi cümleler kurarak hayretler içinde kalıyorduk. Böyle güzel bir sohbet ile otobüs yolculuğu hızla geçiyordu.  


Sabah erkenden günün ilk ışıklarıyla beraber ağırlaşmış göz kapaklarımı açmaya çalışıyordum. Şoförün Zeytinli’ye vardığımız ikazını hayal meyal hatırlar gibiyim. Pencereden gelen güneş ışığı sıcaklığını ve parlaklığını iyiden iyiye hissettirirken uyanmışım. Yanımda oturan arkadaşıma döndüğümde çoktan uyanıp bölgeyi incelediğini farkediyordum. Sabah mahmurluğunun getirdiği yorgunluğu üzerimizden atmak için etrafa göz atmak mükemmel bir fırsat olmuştu. Sonunda kendimizi otobüsten inmiş ve çantalarımıza sarılmış bir vaziyette bulduk.


Festivalin Eylül ayına doğru gerçekleşmesinden dolayı havanın çok sıcak olabileceğini tahmin etmiştik. Derinize yansıyan güneş ışığı adeta vücudunuzu yakarak delip geçiyordu, güneşin sıcaklığını çekilebilir kılan ise gün boyu hafif hafif esen rüzgarın ve düşük nemin fazla terlememize olanak vermemesiydi.


Tüm bunların ışığında yavaş yavaş sahil kumuyla temasa geçmiştik, kendimize adeta “pinekleyecek” bir yer arıyorduk. Nitekim sonunda yolculuk esnasında tanıştığımız arkadaşlarımızla beraber küçük bir ağaç öbeğinin oluşturmuş olduğu gölgeliğin altında dinlenmeye başlamıştık. Etrafa öylece bir baktığımızda sahnenin çoktan kurulmuş olduğunu, organizatörlerin harıl harıl çalıştığını ve insanların adeta sahile küçük bir medeniyet inşa ettiklerini görüyorduk, ortalama elli bin kişi festivale bekleniyordu, eksikler yok muydu? Tabii ki vardı, dört yıllık bir aranın getirmiş olduğu küçük aksaklıklar göze çarpıyordu, ama bunun hiçbirimizin motivasyonunu düşürmesine izin vermemiştik. 


Organizatörler işlerini bitirdiklerinde yavaş yavaş bizi kamp alanına davet etmişlerdi, küçük çaplı bir sıra ve içeri ilk giren insanların kamp alanına ilerlemeleri artık festivalin resmen başladığını müjdeliyordu. Biz de içeri girip kamp alanına geçince festival için özel aldığımız çadırımızı ve ekipmanlarımızı kurmaya başlamıştık, özellikle yeterli tecrübesi olmayanlar için çadır kurmanın kolaylıkla işkenceye dönüşebileceğini tahmin edersiniz, organizatörler bu sorunun da çok iyi üstesinden gelmişlerdi, adım başı çadır kuranlara yardım eden profesyonel bir ekip ve her geçen saniye zemin üzerinde yükselen yeni bir çadır. İşte Zeytinli ruhu bu! 


İlk gün ağırlıklı olarak yeni insanlarla kaynaşmak, mekanı tanımak, denize girmek, yenilebilecek yemekleri keşfetmek gibi adapte olma süreciyle geçmişti, akşamın yorgunluğunda arkadaşlarımızla sahil kumuna uzanıp sohbet etmenin tadını hala unutamıyorum, konserlerin başlamasından bir gece öncesinde bile çok keyifli bir zaman geçirmiştik. Çadırda sanki evimizdeymişiz gibi sorunsuz uyuyabilmemiz ve ertesi sabah erkenden dinç bir şekilde kalkabilmemiz festivalin bizim için yaşam boyu unutulamayacak bir etkinliğe dönüşeceğinin sinyalini veriyordu.


Konserlerin başlayacağı ilk günün sabahı da yine benzer şekilde temel ihtiyaçlarımızı karşılayarak kısa bir bölge turuna çıkmıştık, ne de olsa akşama daha çok vardı. Mümkün olduğunca çok yer görmek, her anı dolu dolu geçirmek için hiç boş durmamaya kararlıydık, gençliğin getirdiği maceraperestlik ve keşif duygusu bu olsa gerek! 


1.    Gün
Cuma günü yani konserlerin ilk gününe genel olarak bakacak olursak isim olarak belki de en iyiyi vaat eden gece olmasa da grupların özverileriyle festivalin en iyi günü oldu diyebilirim. Akşam beş sularında ilk konser "Başıbozuk" grubu ile başladı. Pek tanımadığım bu müzisyenleri açılış konseri olmasından dolayı dikkatle dinledim, güzel bir sahne performansları vardı.


Yasemin Mori: Açıkcası daha önce sadece adını duyduğum bu hanımefendinin sesinden, güzelliğinden ve sahnedeki aurasından etkilenmemek mümkün değildi, genel olarak seyirciyi kendisine aşık ettiğini söylemek mümkün. Kendine has duruşu ve dansıyla da doğuştan sahnelerin kraliçesi olan Yasemin Mori’yi bu festivalde yakından tanıdıktan sonra takip etmeye devam edeceğim.


Cem Adrian: Yakından tanıdığım sanatçılar arasında yer almasa da sadece adını bildiğim Cem Adrian’ın artık birçok şarkısını da biliyorum.


Nev: "Sukût-u Hayal" şarkısına o an orada bulunup da yürekten eşlik etmeyen insan sayısı eminim çok azdır, bize çok keyifli dakikalar yaşattılar, Nev’den beklentilerimizi yüksek tutmamızın karşılığını sonuna kadar verdiler.


Moğollar: Şahsi kanaatimce cuma gecesinin en başarılı grubuydu Moğollar. Kah devrimci duygularımız kabarıyor, kah şarkı aralarındaki konuşmalarla hüzünleniyorduk. Nostalji şarkıları, Cem Karaca’ya, Barış Manço’ya atfettikleri müzikleri ve Cem Karaca’nın oğlu Emrah Karaca'nın da gruba eşlik etmesiyle duygu dolu anlar yaşadık, iyi ki varsın Moğollar.


Mor ve Ötesi: Gecenin hayal kırıklığıyla biten tek konseriydi. Çok yorulmuştuk ve belki de sahneye en son çıktıkları için grubun performansını iyi değerlendiremedik, aklıma Mor ve Ötesi denince Zeytinli’deki vasat performansı geliyor.


2.   Gün
Cumartesi gecesi sadece Duman çalıyor olsaydı bile başından heyecanlanmaya yetecek bir geceydi, üstelik en son çıkacağını bilmek ve Duman’ın çoğu konserinde yaptığı gibi sabaha kadar söylüyor oluşu geceyi bambaşka bir noktaya taşıyordu, tahminlerimiz gibi Duman sabaha karşı dörde kadar söyledi.


Umut Kuzey: Festivalin kurucu organizatörü olan ve aynı zamanda Cumartesi günü sahne alan Umut Kuzey’e ayrı bir paragraf açmak gerek, festivalin en başında daha insanlar kuyrukta festival alanına girerken bile orada olan, festival boyunca özveriyle çalışan, insanlarla sohbet eden bu emektar müzisyene teşekkür etmek isterim, ayrıca müziğe olan tutkusu uzaktan bile rahatlıkla fark edilebiliyor.


Büyük Ev Ablukada: Tanıtımına “Yalan Dünya'daki Orçun karakteri ile büyük bir hayran kitlesi edinen Bartu Küçükçağlayan” cümlesi ile başlanan ve henüz yeni sayılabilecek bu grup gerçekten kendisinden beklenmeyecek kadar eğlendirebildi. Sahnedeki samimi davranışları grup üyelerine duyulan sempatiyi arttırdı. Genel olarak seyircinin beğendiği ve eşlik ettiği bir grup izlenimi verdiler.


Duman: Tek olumsuz yanı insanların son konser Duman’a ait olmasından dolayı yorgun düşmesi ve Duman’ın en güzel şarkılarını gecenin ilerleyen saatlerine saklamış olmasıydı. Hatta öyle ki sabaha karşı çadıra uyumaya gittiğimizde Duman hala şarkı söylüyor ve hiç aşağı inecek gibi gözükmüyordu.


3.    Gün
Pazar gecesi Pera ile başlayan konserden sonra Pentagram grubunun eski solisti Murat İlkan ile tanışma fırsatı bulup birer hatıra fotoğrafı çektirdik. Kendisinin sıcak kanlılığı ve bekleyen herkes ile teker teker fotoğraf çektirmesi takdirimizi topladı.


Ogün Sanlısoy: Rock denildiğinde Türkiye’de ilk akla gelen isimlerden birisi olan Ogün Sanlısoy, performansıyla da adeta bunu kanıtlar gibiydi. Hala zaman zaman kendimi “Saydım”, “Pencere”, “Anma Arkadaş” gibi şarkılarını bilinçsizce mırıldanırken buluyorum.


Kurban: Gurubun sahne performansını gayet beğendiğimi söyleyebilirim, özellikle gurubun herbir üyesindeki konser boyunca izleyiciyi eğlendirme çabası gözlerden kaçmadı.


Hayko Cepkin: Konserlerinden ziyade albümünden şarkılarını dinlemek daha tercih edilebilir gibi geliyor. Sahne performansını abartılı buluyorum ama yine de Hayko Cepkin değerli bir müzisyen ve yegane bir sese sahip.


Pentagram: Türkiye’de hatırı sayılır bir takipçi kitlesine sahip bu grup festivalde de gayet ilgi gördü, seyircinin şarkılarıyla coşup eşlik etmesi grup hakkında genel kanının olumlu yönde olduğunu gösteriyordu.


Diğer Aktiviteler
Festival boyunca süren tüm bu konserlerin yanı sıra düzenlenen animasyon oyunları, spor aktiviteleri ve yarışmaları da festivalin gün içerisinde denize girip güneşlenmeye alternatif olarak sunulan ve dikkat çeken bir diğer parçasıydı, özellikle spor aktiviteleri arasından futbol ve voleybola katılımın yoğun olması ve maçları izleyenlerin de adeta maçların içindeymişcesine oyuna dahil olması insanların kalabalıklar halinde yapılan bu tür sporlara ilgisini gösteriyordu, hele ki maçların sonuna doğru ödül alacak olmanın getirdiği heyecan oyuncuların üzerinde küçük bir baskı oluşturuyordu. Zaten bu da oradakilerin festivale ve oyunlara göstermiş oldukları ciddiyeti bizzat sergiliyordu.


Dönüş
Tüm bunlar kare kare hafızamıza kazınırken festivalin kapanış konserinin de sonuna geliyorduk, artık bizler için dönüş yolları gözükmüştü, böyle uzun soluklu ve dolu dolu geçen bir festivalin ardından tekrar günlük hayat temposuna dönecek olmak eminim oradaki herkesi huzursuz etmiştir. Ancak bu tür festivallerin tekrarlanabileceğini bilmek bir nebze de olsa yüreklere su serpiyor.


Son konserin ardından saat gece 2 gibi eşyalarımızla bizi cadde üzerinde bekleyen otobüse doğru yola koyulmuştuk, çadırımızı ve eşyalarımızı akşam hava henüz aydınlıkken topladığımıza şükreder gibiydik.Toparlanma işini gece üzerimize çöktükten sonraya bırakmış olsaydık geceyi sağ salim tamamlayamayabilirdik. Nitekim son konserin ardından otobüsü olan insanlardaki panik havası bunu destekler nitelikteydi. Aslında festival alanını ertesi gün öğleden sonra terk etme imkanı da sunulmuştu fakat festivale katıldığımız arkadaşlarımızla beraber hareket ettiğimiz için bunu değerlendirmedik.

Festivalin bütünü gayet başarılı ve anlamlıydı, ülkemizde bu ve bunun gibi başka festivallere çok ihtiyacımız var.

Nice festivallere!

Benzer Yazılar

Yorum Bırakın

E-mail adresiniz gösterilmeyecektir. Lütfen yıldızla işaretli alanları doldurunuz. *

Hakkımda


Hayattaki değer yargılarına karşı oldukça tutkulu, doğa aşığı, amatör sporlar ile uğraşmaktan bolca keyif alan, yazmayı seven, Jr. bilgisayar programcısı.

Son Yazılar