Kaan Levendoğlu

Hayattaki değer yargılarına karşı oldukça tutkulu, doğa aşığı, amatör sporlar ile uğraşmaktan bolca keyif alan, yazmayı seven, Jr. bilgisayar programcısı.
Kaan Levendoğlu

Dördüncü Yıldızın Hikayesi

  • Dördüncü Yıldızın Hikayesi
  • Dördüncü Yıldızın Hikayesi

Sezon pek de istediğimiz gibi başlamamıştı aslında. Kenardan takımı yönetmekten daha çok, kırmızı fular atkıları ve şık giyimi ile gündeme gelen Mancini'den kalan enkazı toparlama görevi, yine bir başka İtalyan Prandelli'ye verilmişti. İtalya milli takım karıyeri ile tanınan Prandelli'nin, Galatasaray'da başarılı olup olamayacağı konusu tartışmalara sebeb olurken, biz taraftar olarak yine üzerimize düşeni yapıp, takıma her koşulda itici güç oluşturma gayesini taşıyorduk. Ancak hiçbir Galatasaraylı'nın içten içe Prandelli'ye dair ümit beslediğini düşünmüyorum. Bir insanın kendi ülkesinin dışında bir yerlerde mesleğinde çok iyi olsa dahi başarıyı yakalaması belli bir süreç alabiliyor, bu aşikar. Prandelli bu zamana sahip olabildi mi, bence oldu. Nitekim başlarda takım ama tesadüfi ama iyi oynayarak biraz parlamayı başarabilmişti,  taa ki gelen giden her takımdan 4 gol yediğimiz kara maçlar serisi başlayana kadar. İstanbul Başakşehir takımından aldığımız 4 gollü mağlubiyet sezonun en acıklı maçı oldu kanatimce. 4. yıldızı taktığımız bu sezonda bu skor kesinlikle yakışmadı.

            Galatasaray yine benzer şekilde kuruluş amacı olan “Türk olmayan takımları yenmek” düsturunu da bir türlü yerine getiremiyordu. Gruplar aşamasında içeride Anderlecht’e karşı alınan 1 puan da olmasa, ezeli rakibimiz Fenerbahçe’nin de yer aldığı 0 çeken takımlar listesine az daha adımızı yazdırıyorduk. Başka bir zafer gecesi olmasını ümit ettiğimiz o akşamda, Arena’da, müthiş atmosferin ve bana göre şuana kadar yapılmış en anlamlı koreografinin yer aldığı (Gücünü Tarihten Al) Dortmund maçında tribünlerdeki yerimizi almıştık. Fonda çalan Vangelis - Conquest of Paradise şarkısı eşliğinde koreografiye ait kartonları kaldırırken diken diken olmuş tüylerimizle Ali Sami beyler, Hasnun'lar ve Metin'lerden kalma mirasımız Galatasaray’ımıza terimizin son damlasına kadar sahip çıkmıştık. Geceyi kendi adımıza kahrolarak tamamlamamıza rağmen olsundu, Galatasaray’ın olduğu yerde umut hep vardı. Bu taraftar seninle sevindiği gibi senin uğrunda cefa çekmeye de vardı!

            Bazen kötü sonuçlar olumlu adımlar atmak için iyi bir vesile olabiliyor. Aynı yöneticilerimizin sonunda “İtalyan Rüyası”’ndan uyanıp takımın başına “bizden biri”, Hamza hocamızı getirdikleri gibi. O, bu camianın evlatlarından biriydi. Kulübün kapısından içeriye girdiği gün, sanki hiç ayrılmamışcasına adapte gözüküyordu Hamza Hoca. Takım onu, o takımı, taraftar onu, o taraftarı zaten benimsemişti. Olmuştu bu iş. Aranan kan, ruh, tekrar bulunmuştu. Galiba bu noktada tarif edilemez bir his var. Adını koymak namümkün. Işığı hepimiz görmüş olmalıyız ki, baştan havlu atan herkes şampiyonluktan yeniden söz eder olmuştu. Üst üste gelen galibiyetler de bunu kanıtlar nitelikteydi. Şampiyonlukta kırılma anları son haftalardaki 1-0 ile kazandığımız Konya, Mersin ve Gençlerbirliği maçları oldu. Bu maçlarda oyun ve skor olarak her kesimi memnun edecek işler yapamamış olsak da rakiplerin kaybedeceğimize olan inançlarını kırmak adına önemliydi.

            Son haftalarda Beşiktaş’ın geriye düşmesiyle zirvede yalnız kaldığımız Fenerbahçe’nin,  sezon içerisinde bize büyük zorluklar çıkartan Başakşehir ile olan maçı geç tecelli eden adaletin adeta bir yansıması olmuştu. Kral artık her zaman olduğundan daha çıplaktı. Eminim Fenerbahçe’li arkadaşlar bile oyuncularının gördükleri kırmızı kartların ve sahadaki tüm gerginliğin, camianın büsbütün içindeki kin ve nefreti kusmasından ibaret olduğunu görmüşlerdir. Ezeli rekabet ve ebedi dostluğun sürdürülebilmesi adına bu camianın “kontrolünü tamamen yitirmiş zatdan” ilelebet kurtulması gerekiyor.

            Takımımız adına her şey yeniden toz pembe. Gelecek sezon da şampiyonluğun yine en büyük adayıyız. Dahası gelecek sezon,  ülkemizdeki hem sporun, hem de irfanın ecdadları olarak, yegane amacımız olan  “Türk Olmayan Takımları Yenmek” hedefimizi tekrar gerçekleştirmeye geliyoruz.   “Kısacası Galatasaray, bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır.” Baba Gündüz.

Benzer Yazılar

Yorum Bırakın

E-mail adresiniz gösterilmeyecektir. Lütfen yıldızla işaretli alanları doldurunuz. *

Hakkımda


Hayattaki değer yargılarına karşı oldukça tutkulu, doğa aşığı, amatör sporlar ile uğraşmaktan bolca keyif alan, yazmayı seven, Jr. bilgisayar programcısı.

Son Yazılar