Kaan Levendoğlu

Hayattaki değer yargılarına karşı oldukça tutkulu, doğa aşığı, amatör sporlar ile uğraşmaktan bolca keyif alan, yazmayı seven, Jr. bilgisayar programcısı.
Kaan Levendoğlu

Uzaktaki Arayış

Uzaktaki Arayış

Clementine: Pek konuşmayan bir tipsin, değil mi?
Joel: Sadece… Pek ilginç bir hayatım yok. İşe giderim, eve dönerim… Ne diyeceğimi bilemiyorum. Günlüğümü okumalısın… Bomboş denebilir…
Clementine: Gerçekten mi? Bu seni üzüyor mu? Ya da kaygılanıyor musun? Ben hep hayatımı tam olarak yaşayamadığımı düşünüp kaygılanırım. Her imkanı değerlendirmek hiç bir anı boşa harcamamak isterim. Sen gerçekten çok tatlısın. Tanrım, böyle demeyi kesmeliyim! Seninle evleneceğim. Bundan eminim.
Joel: Peki.

Eternal Sunshine of the Spothless Mind filmi izleyen birçok kişide derin hisler uyandırmıştır. Film, duygusal boşluğa düşmüş iki insanın bir arayış içine girmeleri sonucu hayatın onları bir takım tesadüfler ile biraraya getirmesini konu edinir ve kimilerine göre oldukça inişli-çıkışlı bir ilişkiye başlayan ikilinin yine yeni bir arayışa girmeleri sonucu başlarından geçen olaylar ile sürüp gider.

Bu bağlamda arayış, sil baştan filminde de işlendiği gibi hiç durmadan bir girdap gibi dönüyor. Bulamayanı daha çok çırpındırıyor, çırpındırdıkça bu döngüye daha çok mahkum ediyor. Ne aradığını bilmenin pek bir önemi yok aslında. Zaten sonsuz arayış duygusunu perçinleyen de bu bilinçsizlik değil mi. Bilmek, bu duyguyu köreltiyor, anlamsızlaştırıyor. İnsanın içinden gelen bir ses sürekli sahip olmadığı o şeyin peşinden koşması gerektiğini hatırlatıp duruyor. Ve o şey, hep sizin olmadığınız anlarda, başka bir yerde, başka bir zamanda meydana geliyor. Bazıları bu arayışı hayatın anlamını bulmak olarak nitelendiriyor. Birçokları ise bu arayışı inançlarda, bilimde, sanatta sürdürerek daha somut bir hale getirmeye uğraşıyor. Dokunamadığı veya algılayamadığı hiçbir şey arayış duygusunu hafifletmiyor, aksine daha da çok alevlendiriyor. İnsan, doğduğu an önce fiziksel ihtiyaçlarını karşılayarak hayatta kalmayı, sonra manevi ihtiyaçlarını karşılayarak sevmeyi, sevilmeyi ve paylaşmayı arıyor. Tabii bunları bulsa dahi asla yeterli gelmiyor ve sonsuz bir arayış döngüsünde yitip gidiyor. Daha önce arayıpta bulduğu hiçbir şey onu aradığı dönemdeki kadar değerli gelmiyor, bulamadıkları ise sürekli içini kemirerek onu arayışı sürdürmeye itiyor.

Ne zaman ki insan birçok şeyi elde edip eski heyecanıyla arayışını sürdüremeyince sonsuz bir boşluğa kapılıp yolunu kaybedebiliyor. Aslında arayış bu yönüyle irdelendiğinde bazen aranan şeylerin bulunamaması daha iyi olabiliyor. Basit şeyleri aramakla vakit geçiren insan kendini çok daha iyilerini bulduğu zaman yaşayabileceği buhrandan alıkoyuyor. Sürekli paranın ve onun sağlayacağı avantajların peşinden koşanlar onu elde ettiklerinde çılgınca şeyler yapıp daha sonra bomboş bir hayata mahkum kalabiliyorlar. Eskiden yapmaktan heyecan duydukları hiçbir şey artık onları tatmin etmiyor, etse bile yeterli gelmiyor ve anlamını yitiriyor.

Osho'nun arayışla ilgili sözünü ettiği aşağıdaki paragraf bu yönden oldukça düşündürücü.

Bu arayışın ne olduğu ve neden orada olduğu anlaşılmalı. Öyle görünüyor ki, insanın varlığında, insanın zihninde bir boşluk var. İnsan bilincinin yapısında bir delik, bir kara delik var sanki. İçine sürekli bir şeyler atıyorsun ve hepsi kayboluyor. Sanki hiçbir şey onu dolduramıyor, hiçbir şey doyumu yaklaştırmıyor.

Yine aynı şekilde arayış ile ilgili dövüş kulübü filminde yer verilen sözler de konuya farklı bir boyut kazandırıyor.

Fight Club Last Scene

Tyler:  Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. bir amacımız ya da yerimiz yok. Ne büyük savaşı yaşadık, ne de büyük buhranı. Bizim savaşımız ruhani bir savaş. En büyük buhranımız hayatlarımız.Televizyonla büyürken milyoner film yıldızı ya da rock yıldızı olacağımıza inandık, ama olmayacağız. Bunu yavaş yavaş öğreniyoruz. ve bu yüzden çok kızgınız.

Hayatı çoçukluğumuzdan beri birçok arayışımızda anlamlandırmaya çalıştık. Bu bir rock yıldızı olmak olsun veya çok başarılı bir sporcu olmak olsun hep aynı şeydi. Ne zaman bu arayışlarımıza ulaşsak o zaman sanki birisi çıkıp bize her şeyi tek tek açıklayacaktı. Ve içten içe yeterli olgunluğa ulaşana kadar buna kendimizi hep inandırdık. Taa ki birileri bize bunun böyle olmayacağını ve bu anlamlandırma çabamızın bizi bir sonuca ulaştırmayacağını örneklerle kanıtlayana kadar.

Dilerim herkes bir gün zengin ve ünlü olur ve hayalini kurduğu her şeye kavuşur; böylece aranılan esas cevabın bu olmadığını anlar! Jim Carrey

Aranılan esas cevabın arayışlarımızda olmadığını idrak ettiğimizde kandırılmış gibi hissetmemiş miydik, belki bi süre çok şaşırmıştık, kabul etmek istemedik, ne de olsa dünya bizim etrafımızda dönüyordu. Yeterli olgunluğa erişip en son bu acı gerçeğin çıplaklığıyla başbaşa kalınca pes ettik. Sonra filmlere, kitaplara ve hobilere sığındık, yalnız kaldık. En azından oralardaki yaşamlar bir nebze de olsa anlamlandırılmıştı, içi boş değildi, oradaki dünyada herkesin bir misyonu vardı ve bunu yerine getirmek için çabalıyordu, onlara özel hissettiriliyordu. 

Kimimiz ise pek şanslı değildi ve anlamlandıramadığı bazı şeylere bağımlı olarak devam etti. Her ritüelini hüzün adı altında bulamadıklarına ithaf etti. İçindeki boşluğu lanetledi. 

Arayışıyla kendi hayatını anlamlı kılabilenler yok muydu, pekala onlar da vardı! Ama arayışları hiç bitmedi ve çok değerli şeylere sahip olduktan sonra gelen, yeni ve daha değerli şeylerin tükenip artık bu zehrin işe yaramayış hissi onları içten içe bitirdi ve kimilerini hayatına son vermeye kimilerini ise kendiliğinden gelecek sonu beklemeye itti. 

Bundan sonrası için arayışımızı sevgiye adamak belki de yapılabilecek en doğru şey. Benzer buhranlara kapılmamak için. Ama tabii karşılık beklemeden, kırmadan, dökmeden, karşıdaki için kolayca hüküm verip vazgeçmeden, en ufak bir yanlışta köprüleri atmadan, insanlık değerlerini alaşağı etmeden, onurlu bir şekilde!   

Benzer Yazılar

Yorum Bırakın

E-mail adresiniz gösterilmeyecektir. Lütfen yıldızla işaretli alanları doldurunuz. *

Hakkımda


Hayattaki değer yargılarına karşı oldukça tutkulu, doğa aşığı, amatör sporlar ile uğraşmaktan bolca keyif alan, yazmayı seven, Jr. bilgisayar programcısı.

Son Yazılar